Prof. Dr. Nurullah Genç ile "Hayata Şiirle Bakış"

Konuşmacı: Prof. Dr. Nurullah Genç

Konu: Hayata Şiirle Bakış

Yer/Saat ve Tarih: 05 Aralık 2012 / Samandıra Genç Gelecek Merkezi

Deşifre: Mine MUTLU

 

Benim lise dönemimde böyle programlar yoktu. O dönemlerde benim sahip olduğum ama şimdiki çocukların sahip olamadıkları bir şey vardı özellikle çocukluk dönemimde. Televizyon nedir bilmezdim. Cep telefonum yoktu. Hatta elektriğin olmadığı, dağdan gelen kaynak suyun musluktan akıtıldığı, ilkokulun da bulunmadığı bir köyde büyüdüm. Bir gün veya bir hafta sonra hangi dizi ya da hangi filmin devamında ne olacağını düşünmeden, zamanımın belli bir kısmını elime aldığım bir kutuya bakarak geçirmeden kısacası ömrümün 6.7.8.9.10 yaşlarımdaki zamanımı kutulara hapsetmeden o köy şartları içerisinde özgürce yaşadığım ama bugünkü gençlerin ve çocukların da sahip olmadığı bir hazinem vardı.

“Gün uzar yüzyıl olur” adlı bir roman vardır. O romanın bölüm başlarında tekrar eder bu cümleler. Orta Asya’yı anlatır o da.   Çünkü Orta Asya’yla benim ülkem o yıllarda birbirlerine benzerdi. Biri, SSCB iktidarın Orta Asya’ya uyguladığı yoksullaştırma ve insanları asimile etme politikalarının kurbanı olmuştur. O yıllarda benim ülkemde de iktidarların Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu görmemezlikten gelme politikaların kurbanı olmuştur. O yüzden çok benzer.  Cengiz Aytmatov’ da aynı şeyi söyler. “ Bu yerlerde trenler hep batıdan doğuya gider gelirler” derdi. Doğudan batıya gidip gelen trenler vesile olabilir. Divanının tamamını ezberden okurlardı. Utanılacak bir şeydi aslında baktığımızda onlar. Mesela benim rahmetli babam, divan şairi olan Niyazi Mısri’nin divanını tamamını baştan aşağıya ezberden okurdu. Edebiyat derslerinde şiir okuyanınız var mı hiç? Vardır. Peki, Fuzuli’den şiir ezberinde olan var mı?  Varsa da birkaç mısradır. Ben mesela şu mısraları babamın gazel şeklinde söylemesinden öğrendim. Ama çok sonraları bunların Fuzuli’nin şiiri olduğunu öğrendim yıllar sonra. Meğer Fuzuli’nin şiirini benim babam elini kulağına atar, gazel şeklinde makamla söylermiş. Benim sesim o kadar güzel değildir. O şekilde okuyamam ama size şiir olarak okuyayım. 

Beni candan usandırdı, Cefadan yar usanmaz mı?

Felekler yandı ahımdan, Muradımın şevki yanmaz mı?

 

Bunları neden anlatıyorum çünkü Nurullah Genç olarak burada bulunuşum hayatımda öyle garip bir tesadüfe, ilginç bir gelişmeye bağlı olarak oluşmadı. Bunu bilmeniz lazım. Ben bugünkü tüm birikimim altında 6.7.8.9’lu yıllar çok önemli yerler tutar. Çünkü benim büyüklerim benim kavramlarımı yazdılar hafızama böylece benim lügatimi oluşturdular. Kullandığım birçok kelime o güne aittir. Sonrasında sözlükler bana çok az şey kattı. Çünkü ilkokulun bile olmadığı o köyde babam, amcam, komşularım yazar ve okurlardı. Latin harfleriyle ve Osmanlı Türkçesiyle yazıp okurlardı. Amcam halk şairiydi. 1500’ ün üzerinde şiiri vardı. Ve hepsi Osmanlıca yazılmıştır. Arapça ve Farsça kelimeler kullanırlardı hatta bazen üzerinde konuşurlardı. Üniversitede öğretim üyesiyim ve bazı öğrencilerimin şöyle dediklerine şahit oluyorum: “ Şu 4 yıl okul hayatı bitsin, ondan sonrası kolay.” Hayııırrr.

Bunları size söyleyen 1979 yılında üniversitedeki dolabının kapısına ne yazmış biliyor musunuz? Arkadaşlarının alay etmesi pahasına. ”20 yıl sonra Yönetim ve Organizasyon profesörü olacağım.” Diye yazmıştı. Parantez içerisinde “inşallah” yazıyorum çünkü Allah vermezse o da olmaz diye. “Yine Türkiye’nin tanıdığı bir şair olacağım.” diye de yazmıştım. Onun yanına da “inşallah” yazmıştım. Ama inşaatlarda, fırınlarda çalışıyorsunuz. Üniversitenin 1. Yılında ayakkabı boyacılığı yapıyordum. Siyasi kavganın içinde kırdılar sandığımı o gün bugün daha da yapmıyorum ama iyi fırça atarım ha!

Hiç unutmuyorum boyacılık yapıyorum ama üniversitedeki dolabıma bunu yazmışım hafta sonları da inşaatta çalışıyorum. Ama dolabımın kapısına da yazmışım “20 yıl sonra profesör olacağım” diye. Arkadaşlarım beni gördükleri zaman “Yüce profesör hoş geldin ey yüce şair hoş geldin” derlerdi. Sonradan hepsi özür diledi de… Ama ben her gün kırılıyordum biliyor musunuz? Böyle ince bir gönlünüz naif bir iç dünyanız var. Ve içinizde bir ses var 6.7.8 yaşlarımı söyledim o iklimden geliyorsunuz. Biliyorsunuz yapacağınızı ama buna rağmen insanlar böyle muamele edince inciniyorsunuz ama vazgeçmedim. Asla vazgeçmedim o gün bu gündür devam ediyorum ölünceye kadar da devam edeceğim.

Osmanlının son dönemlerinden bir hattat vardı “Mehmet Efendi” diye meşhur bir hattat. Bir gün arkadaşlarıyla konuşurken hatıralarında yazıyor bunu. Üstat böylesine büyük hattat olmayı nasıl becerdin, nasıl başardın bunu sırrı nerede saklı. Hattat Mehmet Efendi ben diyor hat sanatıyla ilgilenirken vav yaparken mim yaparken Kaf yaparken hayatımı hat sanatına endekslemiş adamış değildim. Öylesine böylesine ilgileniyordum diyor. Bir gün bir oduncu bana hayatımın dersini verdi. Üstat, bir oduncu sana nasıl bir ders verir ki diyor. Ama hattat benim mürşidim bir oduncudur diyor. Beni bu güne getiren mantığı bana aşılayan bir oduncudur. E nasıl diyorlar o da anlatmaya devam ediyor. Siz de o anlatıyormuş gibi dinleyin beni ben de o anlatır gibi anlatayım size.

Akşam bahçemde kırılacak büyük büyük ağır kütükler var  ve bekliyorum ki oduncu gelsin o gün de ikindiden sonra hiçbir oduncu bizim sokaktan geçmiyor. Oduncu demek de zaten iri yarı, pazısı kuvvetli, güçlü adam demektir. İki balta asar iki omzuna sokakta yürümeye başlar gür bir sesle “oduncu” diye bağırmaya başlar zaten sesinden anlarsınız oduncu diye. Çünkü o kütükleri kırmak öyle kolay değil. Çağırırsınız bir oduncuyu saati bir altındır verirsiniz kütükleri kırar. O gün hiçbir oduncu geçmiyor. Tam böyle karanlık çökmek üzere güneş binaların arkasına girmiş cılız bir ses duydum; baktım ki bir oduncu Allah Allah gele gele bu mu geldi şimdi bu ses kimin. 70’li yaşlarda bir tane baltası var badi badi yürüyor. Önce dedim ki bizim kütükleri bu adam kıramaz, Pencereyi çektim içeri. Sonra pencereyi açtım, bağırdım:” Amca bakar mısın? Bizim odunlar var kırılacak kırar mısın? “O da “ Benim işim odun kırmak evladım, sen göster bana. Ne kadar ücret alırsın kütükler için,  baktı kütüklere iki altın dedi. Amca bir altın değil mi? “Evladım benim ücretim 2 altın”. Allah Allah bu garip bir şey “Ne kadar sürede kırarsın?” dedim. “İki saatte kırılmaz anca mümkün bir saatte kırarım” dedi. Benim gözlerim açıldı önce “amca kır” dedim pencereye çıktım onu seyrediyorum. Sanki odunları kırmadan önce onlarla irtibata geçti. Baltayı biledi odunlara baktı göğe baktı, döndü bana baktı, odunlar kütükler sonra bütünleşti. Bir anda kırmaya başladı. Aman Allah’ım! Dua ediyordum bir parçaya iki defa vursun diye ama en budaklı parçalara bile bir defada vurup parçalıyordu. Bir saatte bitirdi. Ben hayretler içerisinde aşağıya indim, tuttum elinden öptüm, hakkını helal et dedim. Ben senin hakkında konuştum dedikodu ettim yapamaz edemez diye. İki altını verdim gitmek istedi gitme dedim bana bunun sırrını ver dedim. Evladım sen ne garip bir adamsın. Bana iki saatlik bir iş verdin ben onu bir saatte yaptım, bu emeğin karşılığında sen bana iki altın verdin, şimdi benden 50 yılın sırrını istiyorsun ve bedava istiyorsun, eee amca ne istiyorsun? Evladım bir cümle daha söylerim iki altın daha alırım. Çıktım iki altın daha getirdim. Dedi ki evladım sen cömert bir adamsın cümlelerin sınırı yok. Anlattıklarımı dinle bakalım. Sen ne iş yapıyorsun dedim ki ben hat sanatı ile uğraşıyorum dededen kalma varlıklıyım bu köşk benim. Evladım hat sanatında başarılı olmak istiyor musun? Evet dedim. Sen hiç hayatında mim gördün mü? Hayır. Vav da mı görmedin sen rüyanda? Görmedim. Elifi de görmemişsindir rüyanda kesin. Amca ben hiçbir hat görmedim rüyamda. Evladım senden hattat olmaz dedi. Neden amcam? Oğlum bak ben 50 yıldır oduncuyum bugün bile hala  rüyamda sabahlara kadar odun kırıyorum bir insan yapacağı işi rüyalarına taşıyamıyorsa ondan adam olmaz ve başarılı olmaz. İki altınımı aldı ve gitti. İşte benim mürşidim bir oduncudur diyor. O gün bu gündür ki rüyalarımda ben vav görüyorum mim görüyorum elif görüyorum. Bana sorabilirsiniz hocam siz rüyalarınızda hiç görüyor musunuz? Evet, ben bazen şiir yazardım rüyalarımda aklıma gelen birkaç mısralarımı da şiirlerime koymuşumdur. Bazı şiirlerimde rüyadan bana kalan dizeler var. Başarılı olmanın sırrı önce o hayali kurmakta sonra onu rüyalarınıza taşımakla mümkün ve bu ülkenin böyle insanlara ihtiyacı var.

/*